Bazen bir bakıştır insanı kendi içinde yolculuğa çıkaran, bazende kaderin bir kırıntısı. İşte ben o gün sabah uyandığımda ağında cebelleşen bir minik örümcek gördüm. Derin bir nefes almak yerine ölümü nihai sonumu düşündüm... Tüm hayatımın gözlerimin önünden geçmesini bekledim... Belki güzel olanlarını hatırlardım!
Oysa o an... Sessizliğin bu kadar kuru ve yalın olabileceğini.. Ölümün o an için fantazi olduğunu, yaşananların olayların haberlerin havadislerin dramların sevinçlerin ve aşkların bir safsata olabileceğini hissettim.
Bu içsel bir duyum gibiydi.
O sırada sessizlik öğlesine koyuydu ki, herhangi bir ses o koyuluğun içinde sessiz bir çıtırtı sayılırdı.
O hayvanın bile ayak seslerini duyabiliyordum, yaratıcısına hizmet ediyordu, sessiz ve derinde telaşlıydı.
Peki ben kime hizmet ediyordum?
Kendime itiraf etmek zordu... Luzumsuz istikrarsız bir hayat yaşıyordum. Her başladığı işi yarım bırakan sevdiklerine ve diğerlerine hak ettikleri zamanı ayırmayan, hayatı ıslıklamayan ıskalayan bendim.
Hayat nasıl ıskalanır?
Evet ıskalanır, tüm olan bitene duyarsızlıkla, tutarsızlıkla, yetersizlikle ıskalanır.
Oysa her nefes sevdiklerinin nefesi ile oyalanmaktır, sevinirsin sevilirsin derdi annem !
Ben sadece tatmak istiyorum ve sonunda unutmak, sorunum bu olmalı.
Tekrar tatmanın ya da yaşamanın yöntemi bu olabilir mi?
28,06,2016 SALI saat:17:49
ABOUT THE AUTHOR
Bütün zekamı, yeteneğimi, şöhretimi, eserlerimi akşam eve zamanında gelip gelmeyeceğimi merak eden bir adam için feda edebilirim!

0 yorum :
Yorum Gönder